1 Ocak 2016 Cuma

Okuduklarım :)


Başmeleğin Öpücüğü-Nalini Singh

Kitaptan beklentilerim çok büyüktü çünkü ilk kitap olan Meleklerin Kanını 1 günde bitirmiş ve çok sevmiştim.Ne yazık ki Başmeleğin Öpücüğü için aynı şeyleri söyleyemiyorum.Öncelikle yazar ilk kitaptaki olayları aynen tekrar etmiş gibi hissettim tüm kitap boyunca.Karakterlerin başına gelen şeyler çok benzerdi ama bu sefer yapan kişiler farklıydı.Bneim için bir şey farkettirmedi isimlerin değişik olması.Ayrıca Elena ve Raphael'den de çok sıkıldım kitap boyunca.Devamlı aynı cümleleri içeren muhabbetler kurdular bir süre sonra baydı artık.Öyle kapağı ve cildi harika olmasına rağmen sevemedim bu kitabı.


Kızıl Kraliçe-Victoria Aveyard

Kızıl kraliçe ilk başlarda fiyatı yüzünden almayı düşünmediğim bir kitaptı.Sonra internette yarı fiyatına buldum ve aldım.İyiki almışım çok harika bir kitaptı.Film izler gibi heyecanla okudum her sayfayı.Karakterler olsun kurgu olsun hiçbir şey beni hayalkırıklığına uğratmadı.Birde okurken yaşadığım şoklardan da çok keyif aldım.Hemen ikincisi çıksın da okuyayım istiyorum.

Okurken dinlediğim şarkı:




Kurucunun Kızı-Amy Engel

Elinize aldığınız gibi bitecek bir kitap.Olumsuz yorumlar okudum ama ben çok sevdim.Özellikle Bishop karakteri favorim oldu.Ivy'nin seçimleri sonlara doğru üzsede haklı olduğunu biliyordum.Distopik bir kitap ama daha çok Bishop ve Ivy üzerine yoğunlaşıyor.Konusu biraz Eşleşme kitabına benziyor ama bence ondan çok daha güzel.


Kağıttan Kentler-John Green 

Bu kitabı okuyalı çok oldu hatta filmine bile gittim.Tek kelimeyle çok güzel hem kitap hem de film.Çok fazla olumsuz yorum var ama bence hiçbirini haketmiyor.Birde Aynı Yıldızın Altında'dan çok daha kaliteli olduğunu düşünüyorum.Satır aralarını iyi okumak gerek.

Filmini hala izlemediyseniz:


30 Aralık 2015 Çarşamba

Okudum :)



Uyku Kaçıran-Asena Meriç
Uyku kaçıran hiç beklemediğim bir şekilde farklı bir kitap olarak karşıma çıktı.Okumaya başladığımda bir korku kitabı olduğunu biliyordum ancak içinde bir sürü korku hikayesi barındıran bir kitap olacağını tahmin etmemiştim.Zaten kitabı ilk elime aldığımda siyah sayfaları ilgimi çekmişti.Her bölümün başında bulunan iki üç sayfa siyahtı.İlk başta bir anlam veremedim ama sonra kitabın son sayfasında Bram Stoker,H.p Lovecraft gibi isimleri görünce anladım.Siyah sayfaların dışındaki hikayeler bu büyük yazarlara aitmiş.Yani hikayeleri okurken genç bir yazara ait olduğunu düşünüyordum ama aslında usta yazarların hikayelerini okuyormuşum.Küçük bir şok geçirdikten sonra kitap daha çok hoşuma gitmeye başladı çünkü okuduğum hiçbir şeye benzemediğini farkettim.
Bir gün gibi bir sürede bitirdim çünkü çok akıcı ve sizi heyecanlandıran bir kitap.Yazarın hikayesi yarıda kesilip araya diğer korku hikayeleri girince o hikayeye ne olduğunu merak edip sayfaları hızla çeviriyorsunuz.Hem yeni bir yazarı tanımak hemde büyük yazarların korku hikayelerini okumaktan gerçekten keyif aldım.Hatta beklediğimden çok sevdim kitabı.Bu arada ikincisi de yakın zamanda çıkacakmış.Zaten kitabın sonunda yazarın hikayesi yarım kalmıştı devamında ne olacağını çok merak ediyorum.
Son olarak Carpe Diem yayınlarını ziyarete gittiğimizde bir tanıtım videosu çekmemi istediler.Bende bir şeyler konuştum.Sondaki tepkimi dikkate almayın. :D

Carpe Diem okul temsilcimiz Zehra, okuduğu kitabı senin için a...

Carpe Diem okul temsilcimiz Zehra, "Uyku Kaçıran" kitabını senin için anlattı...

Posted by carpediem kitap on 17 Aralık 2015 Perşembe

2 Aralık 2015 Çarşamba

Kitap Tanıtımı-Uyku Kaçıran/Asena Meriç


Uyku Kaçıran/Asena Meriç

Madam’ı ilk tanıdığımda, üniversiteyi yeni kazanmıştım. Öğrenciliğimin tuhaf günleri bu gökdelenli şehrin kalabalık ve işlek semtlerinden birinde tuttuğum evin sahibiyle tanışmamla başladı. Apartman tarihi bir hanın içerisindeydi. Ev sahibim olan Madam da bu apartmanın çatı katında oturmasına rağmen onu hiç görmemiştim. Kirayı her ay bir zarfın içine koyup kapısının altından atmam istenmişti. Madam’la karşılaştığım o geceyi hiç unutamıyorum. Kapısının altından hafif bir ışık sızıyordu. Tam eğilip elimdeki zarfı atacağım sırada bir gıcırtıyla kapı aralandı. Adeta ödüm patlamıştı. İçeriden solgun bir ışık, içime karlı bir ormanda yalnız kalmak korkusu düşüren bir müzik, nemli ve tuhaf bir koku geliyordu. Sessizce yaklaşıp içeriye baktım. Gıcırdayan yer tahtalarının sesleri eşliğinde soluk ışığın sızdığı odaya girdim. İşte benim tuhaf hikâyem o gece başladı...


25 Kasım 2015 Çarşamba

KCBT Blog Tur/The Originals Yükseliş-Julie Plec/Kitap Yorumu


The Originals Yükseliş-Julie Plec

Lise yıllarımda The Vampire Diaries dizisini bayılarak izlerdim.Özellikle Klaus karakteri diziye dahil olduktan sonra her yeni bölümü nasıl iple çektiğimi şimdi bile çok iyi hatırlıyorum.Şarkılarıyla,karakterleriyle kısacası her şeyiyle benim için çok özel bir diziydi The Vampire Diaries.4.sezondan sonra izlemeyi bırakmıştım çünkü diziyi bitmesi gerektiği halde reytingler iyi diye devam ettirmişlerdi.The Originals dizisi de  biraz bu düşünceyle gümbürtüye gitti benim için.Klaus ve Köken Vampirler gibi orjinal bir konunun böyle senaryolarla harcanmasına üzülüyorum ama konumuz bu değil.
Diziden sonra dizinin senaristi tarafından yazılan bir kitap var karşımızda.Açıkçası ilk başta senarist tarafından yazıldığını bilmiyordum bunu öğrenince biraz hayal kırıklığına uğramadım değil.Kitabın konusu hakkında pek bir şey bilmeden okumaya başladım ancak kitabın dilinin sıradanlığı beni kitaptan soğutmayı başardı.Resmen elindeki altın madenini kullanmayı başaramamış yazar.Klaus,Rebekah ve Elijah gibi asil karakterleri çok sıradan, sanki normal insanlarmış gibi yazmış.Halbuki TVD'nin 3.sezonunda yani kökenlerin diziye ilk girdiği bölümlerdeki gibi yazılmış olsaydı bu karakterler okumaya doyamazdım bu kitabı.
The Originals dizisinin hayranları bu kitabı çok sever büyük ihtimalle çünkü kitapla diziyi yazan insan aynı.Hatta bu kitabı lisede okusaydım eminim bende çok severdim.Ama daha öncede dediğim gibi olaylar ve kitabın yazılışı fazlasıyla basit.
Eğer kafa dağıtmak için kitap okumak istiyorsanız The Originals'ı okuyabilirsiniz çünkü kitap her ne kadar basit bir dille yazılmış olsada çok akıcı ve kendini okutuyor.Ne olduğunu anlamadan bir oturuşta bitebilecek bir kitap.Yani dizinin bir bölümü gibi düşünüp okursanız seversiniz.



Bu şarkıyla biraz nostalji yapayım dedim.Vampir Günlüklerinin bir bölümün
de çalmıştı. :)

a Rafflecopter giveaway

KCBT Blog Tur/The Originals Yükseliş-Julie Plec/Alıntılar


The Originals Yükseliş/Julie Plec

Karanlık etrafını sarmıştı.Bataklık boyunca uçar adımlarla koşarken kökler ve tümsekler uzanıp ayaklarını yakalamya çalışıyordu.New Orleans'a yeni bir şey gelmişti ve gece bir daha asla güvenli olmayacaktı.
(sf.8)

Her şey çok parlak,çok gürültülüydü;derken birden kusursuzlaştı.Klaus'un onun kim olduğunu anlaması için şöyle bir görmesi yeterliydi.Beyaz muslin elbisesinin üzerinde duruşuna bakılırsa,yalnızca Klaus için yaratılmış bile olabilirdi.
(sf.40)

İnsanlar vampirlerin lanetli yazgılarına dair neler fısıldarsa fısıldasın o an Klaus kendini kesinlikle kutsanmış hissediyordu.
(sf.40)

Kendine hakim oldu ve yüzünde muhteşem olduğunu bildiği bir tebessümle,'Leydi Vivianne,' diye cevap verdi,'sizin burada olacağınızı bilseydim,her saniyesini yanınızda geçirmek için daha erken gelirdim.'
(sf.41)

Klaus bir an için Armand'ın o kibirli,savunmasız boynunu kırsam ne olur diye düşündü.Vivianne kızardı -Elijah deliye dönerdi- ama nihayetinde herkes bir kurt adam öldü diye dünyanın sonunun gelmeyeceğine hemfikir olurdu.Zaman Klaus'u haklı çıkartırdı.Her zamanki gibi.
(sf.45)

Cadılarla yaptıkları anlaşma yüzünden Mikaelsonlar yalnızca yeni vampir yaratma güçlerini kaybetmemişlerdi;Köken Vampirler çok geçmeden şehir sınırları içinde arazi alma teşebbüslerinin,teklif ne kadar cazip -ya da tehditkar- olursa olsun reddedildiğini görmüşlerdi.Mesaj açıktı:Burada kalabilirlerdi ama fazla yerleşmeseler iyi olurdu.
(sf.50)

'Bu akşam niyetiniz ne kadar iyi olursa olsun sizin türünüzle yakınlaşmayı kesinlikle düşünmüyorum.Ben kan dökülmesine bir son vermek istiyorum,kan dökerek hayatta kalan bir yaratıkla dost olmak değil.'
(sf.70)


a Rafflecopter giveaway

28 Eylül 2015 Pazartesi

Kitap Canavarlarının Blog Turu-Meleklerin Kanı/Nalini Singh-Kitap Yorumu


Meleklerin Kanı-Nalini Singh (Lonca Avcısı Serisi)

Kitap elime geçtiğinde konusu hakkında hiçbir fikrim yoktu.Sadece Artemisin ilk kitabını bastığını herkesin çok beğendiğini birde haliyle meleklerle alakalı bir hikaye olduğunu biliyordum.Sonra kitabı okumaya başladım.400 sayfalık kitap 24 saat içinde bitti.Kitabın içeriğine girmeden önce cildinin güzelliğine methiyeler düzmek istiyorum.İç cildindeki o tüy kalbimi fethetti.Çok asil duruyor.Kitabı okurken hep dış cildini çıkarıp okudum sırf arada o tüy resmine bakabilmek için. :D

Kitaba başlarken biraz tereddütlüydüm çünkü bu tarz kitapları çok okumuyorum.Ancak kitap öyle soluksuz okutuyor ki kendini sizin tereddüt etmeye vaktiniz kalmıyor.Sayfaları hiç durmadan çevirip biran önce sonunu getirmek istiyorsunuz.Çünkü ortada sırlar ve çözülmesi beklenen olaylar var.Kitap bir aşk hikayesi içermesine rağmen bol bol aksiyon barındırıyor bünyesinde.

Karakterlerimiz Elena ve Raphael.Tahmin edebileceğiniz gibi Raphael bir melek.Belki de kitapla ilgili tek sıkıntım Raphael'in ismiydi.Meleklerle alakalı dizi,film ne varsa hepsinde bir Raphael var.Herneyse Raphael öyle sıradan bir melek değil bir başmelek.Birde yaşadıkları dünya bizim bugün yaşadığımız dünya gibi değil.Okuyup kendiniz görürsünüz artık.Mesela Elena bir vampir avcısı,doğuştan.

Kitabın okuduğunuz süre boyunca sizi gerçek hayattan soyutlama gibi bir yeteneği var.Ortalıkta Raphael diye dolanabilirsiniz.Önceden uyarayım :D Birde heyecan sürekli dorukta.Ben kitap şimdi durulur,okurken sıkılırım falan diye düşünürken yazar beni hep ters köşe yaptı.

Son olarak çevirmenin bazı kelimeleri çok sık kullanması dikkatimi dağıttı.Çeviri güzel ancak bazı kelimelerde sıkıntı yaşadım.Yine de çok etkilemedi beni.

Kitabı okurken şunu dinlemenizi öneririm.


Birde çekilişe katılmayı unutmayın. ;)


a Rafflecopter giveaway

26 Eylül 2015 Cumartesi

Okudum :)


Lola ve Komşu Çocuk-Stephanie Perkins

Kitaba başlarken tatlı bir hikaye okuyacağımı biliyordum ama böylesine sevebileceğini hiç düşünmemiştim.Karakterler o kadar güzeldi ki kitabın gerçek olmasını istedim.Hemde öyle böyle değil.Yaklaşık 1 günde falan okudum kitabı ama bitince keşke daha yavaş okusaydım dedim.Sonunu merak ettiğimden hızlı okudum ama bazı ayrıntıları daha doya doya okuyabilmeyi dilerdim.Neyse çok sevdiğim kitapları anlatamıyorum ben pek. :D

Karakterleri kısaca tanıtmak istiyorum.Öncelikle hepimizin bildiği gibi Lola var.Kesinlikle sıradışı bir kız.Perukları,kostümleri ve parıltılı şeyleri seviyor.Hergün aynı insan olmak için çok kısa bir hayat bu felsefesini kabul etmiş bir kızımız kendisi.17 yaşında kendisinden büyük bir erkek arkadaşı ve bunu doğal olarak hiç onaylamayan ebeveynleri var.

Komşu Çocuktan bahsedecek olursak eğer kitabı bu kadar sevmemi sağlayan karakterdir kendisi.Her söylediği ve yaptığıyla kalbimde kocaman bir yere sahip oldu Cricket Bell.Lola'yla yaptıkları, çocuklukları, oynadıkları oyunlar vs. her şey bana kendi çocukluğumu hatırlattı.Çünkü çocukken bütün yazlarımı televizyonda sadece TRT 'nin çektiği bir yerde geçirdim ve can sıkıntısı hayalgücümü geliştiren en büyük etkendi.Tıpkı Lola ve Cricket gibi oyunlar oynardım.Bebeklerime falan ev yapardım.Bana bu anılarımı hatırlatması kitabı başka türlü sevmeme sebep oldu.Ayrıca Lola'nın kendini buluş yolculuğunu okumaktan gerçekten zevk aldım ve kendime de bir şeyler kattım bunları okurken.Bu kitaba basit olarak bakmayınca öğrenebileceğiniz şeyler olduğunu düşünüyorum.Ayrıca hayatınızda okuyabileceğiniz en kibar ve en tatlı karakter Cricket Bell olabilir.Benim kesinlikle ilk beşimde.

Son olarak kitaba bu kadar harika bir cilt yapan yabancı yayınlarına teşekkür etmek istiyorum.Bence her kitap böyle güzel gözükmeyi hakediyor.Bizimde yavaş yavaş bu özeni göstermemiz çok güzel.
Herkesin Kurban Bayramı mübarek olsun. :)

25 Eylül 2015 Cuma

Kitap Canavarlarının Blog Turu-Meleklerin Kanı/Nalini Singh-Yazar Hakkında


Nalini Singh

Lonca Avcısı,Psy Changeling ve Rock Kiss serilerinin New York Times ve USA Today Çoksatan yzarıdır. 1977 Fiji doğumludur,ancak Yeni Zelanda'da yaşamaktadır. Avukat olarak çalışırken,  İngilizce öğretmek üzere Japonya'ya kaçmıştır. Belki de bu yüzden olabildiğince seyahat eder. Nalini yazmayı, okumayı ve çikolatayı bir besin grubu olarak düşünmeyi çok sever. Yazar şu anda 39 adet kitabın sahibi ve halen bazı serilerini yazmaya devam ediyor. Lonca Avcısı serisini 2009 yılında yazmaya başlamış ve 2015'in Eylül ayında serinin 8.kitabı yayımlanmıştır. Seriye ek olarak 4 adet novella satışa çıkmıştır. Bunlar:

Angel's Pawn e-Special and in Angels' Flight
Angel's Judgment 
Angel's Wolf 
Angel's Dance'dir.

Daha fazlası için yazarın sitesi:


Twitter adresi:

@nalinisingh


a Rafflecopter giveaway

24 Ağustos 2015 Pazartesi

Jennifer E.Smith Kitaplığı


İlk Bakışta Aşkın İstatistiksel Olasılığı 
Mutluluk Böyle Bir Şey 
Hayallerimiz Sen ve Ben

Jennifer E.Smith ile tanışmam goodreads ve instagramda o harika kitap kapaklarını görmemle oldu.Sonra kitaplarının Türkçeye çevrilmesini bekledim.Bir gün öylesine kitap satış sitelerine bakarken (neredeyse her gün bakıyorum :D ) Artemis yayınlarının yeni kitaplarına bakmak geldi içimden ve şaşkınlıkla İlk Bakışta Aşkın İstatistiksel Olasılığı'nı yani benim kapağına aşık olduğum kitabı yayınladıklarını gördüm.Tabi hemen alamadım ama geçen Tüyapta alma fırsatı buldum.Sanırım bir günde falan bitirmiştim kitabı.Aynı kapağı gibi güzel bir hikayeydi ve sonu bana öyle bir gülümseme bahşetti ki hemen ablama ve kuzenlerime okuttum. :) Yazarla böyle tanıştım.İlk kitabını okudum ve sonra da diğer kitapları araştırmaya başladığımda Mutluluk Böyle Bir Şey'in Novella yayınlarından çıktığını gördüm.Biraz hayal kırıklığına uğradım çünkü orjinal kapakla çıkarmamışlardı.Kitabı tesadüf eseri bir markette 4.90 gibi bir fiyata almıştım.İyi ki de almışım çünkü bu kitabı da çok severek okumuştum.Son olarak da dün Hayallerimiz Sen ve Ben'i bitirdim.Kendine özgü havası ve yine kapağıyla (bu sefer orjinal kapakla basan novellaya alkış) çok sevdiğim kitaplar arasına girdi.
Öncelikle şunu söylemem gerek bu yazarı okurken abartılı ve büyük şeyler beklemeyin.Bu kadın sadece hayatın akışını yazıyor ve iki insanın birbirinin hayatında ne gibi farklılıklar yaratabileceğini.Sonu çoğunlukla beklenildiği gibi bitmiyor ama sizi mutlu etmeye yetiyor.Öyle edebi değeri yüksek kitaplar değiller ve benim o çok sevdiğim distopik veya fantastik ögelerde içermiyorlar ama bir şekilde okumayı çok seviyorum bu kitapları.Bildiğimiz ve hep okuduğumuz mutlu sonlar bu kitaplarda biraz farklı anlatılıyor.Yani bilinen mutlu sona değil ama yine de tuhaf bir şekilde mutlu olan bir sona ulaşıyoruz.Uzaklıkların önemli olmadığı kitaplar bunlar ve birbirini hiç tanımayan insanların karşısındakinin hayatına dokunuşunu okuyoruz.
Kısaca konularından da bahsetmek istiyorum.

İlk Bakışta Aşkın İstatistiksel Olasılığı: Uçakta tanışan bir genç kız ve bir çocukla alakalı.Genç kız babasının düğününe gidiyor ve bütün uçak yolculuğu bu genç çocukla geçiyor.

Mutluluk Böyle Bir Şey:Yanlış bir e-posta sayesinde tanışan iki genç var bu kitapta da.:)

Hayallerimiz Sen ve Ben:Bir gün tüm şehirde elektriklerin gitmesiyle asansörde mahsur kalan iki genç.Tabi hikaye sırf asansörde değil bu olay tanışmalarına sebep oluyor ve sonra kitap orjinal adının yani ''Senin ve Benim Coğrafyamınız'ın'' hakkını veriyor.

Bence bir şans verilmeyi hakeden,çok şey beklemeden okursanız seveceğiniz kitaplar bunlar. :)

20 Ağustos 2015 Perşembe

Okudum :)


Kaos Yürüyüşü Serisi/Patrick Ness

1)Umut Bıçağı
2)Sorgu ve Yanıt
3)İnsan Denen Canavar

Bu seri için söylenecek çok şey var ama söylemek biraz zor işte.Öncelikle size karakterleri ve yaşanılan dünyayı biraz anlatayım tabi spoiler vermeden.Sadece görüşlerimi yazacağım olayları değil.
Öncelikle başkarakterimiz Todd yanlış hatırlamıyorsam ilk kitapta 13 yaşında falandı.Şimdi ben 13 yazınca siz sakın bu kitabı çocuk kitabı olarak görmeyin.Çocukların okuyamayacağı kadar gerçek bir kitap çünkü ve zaten aldığı ödüllerde bir çocuk kitabı olmadığını apaçık gösteriyor.Todd sadece erkeklerin yaşadığı bir kasabada yaşayor ve kasabadaki en genç insan o.İlk kitabı biraz unuttum çünkü okuyalı çok oldu.Todd bu dünyada hiç kadın olmadığını düşünen bir çocuk tabi bu ilk kitabın en başlarında sonrasında nasılda yanıldığını anlıyor.Çünkü Viola ile tanışıyor.Viola belki de şu zamana kadar okuduğum en harika genç kız karakter.O da Todd gibi 13 yaşındaydı yanlış hatırlamıyorsam.Bu ikilinin yaşadıkları dünyada erkeklerin düşünceleri diğer insanlar tarafından duyulabiliyor.Yani bütün erkeklerin zihinlerini okuyabiliyorsunuz.Bu yüzden de çok gürültülü bir dünya.Yazarın kadınları sessiz göstermesi bana çok manidar geldi.Bu anlattıklarım yaşadıkları dünyanın tuhaf olan ilk kısmı.Ayrıca bu dünyanın asıl sahipleri olan uzaylı ırkı Manklar var.Çünkü bu karakterler bizim dünyamızda değil başka bir gezegende yaşıyorlar.Yani insanları Amerikalılar Mankları da Kızılderililer olarak düşünebiliriz.
Kitaptaki her tuhaflığın temsil ettiği şeyler olduğunu düşünüyorum.Özellikle Ses olayı çok şey anlatıyor ancak bunları kitabı okuyup görmek gerek.Birde kitabın olmazsa olmazı bir kötü karakteri var.Allah düşmanımın başına vermesin diyebileceğiniz bir kötü karakter.Kitabı okurken ömrünüzü yiyen, kafanızı duvarlara vurduran bir kötü karakter.Öyle ki seri boyunca Büyük Başkan Prentiss'i boğmak istedim.Atlattıkları her olaydan sonra daha bu çocukların başına ne gelebilir ki diye düşündüğüm anda bu adam yeni bir pislik yaparak beni şaşırttı.O yüzden önceden uyarayım David Prentiss'i okumaya hazır olarak başlayın bu seriye.
Ayrıca aksiyonun hiç kesilmediği bir üç kitaptan bahsettiğimi de eklemem gerek.Sayfalar sizin 
elinizde olmadan akıyor sanki.Özellikle her kitabın sonlarına doğru heyecandan öldüğüm doğrudur.
Çok bir şey yazmak istemiyorum aslında bence alınıp okunması gereken bir seri.Todd ve Viola gibi iki harika karakteri okumak için bile koşa koşa gidip alın bu seriyi.Ayrıca insanların yanı sıra harika hayvanlarda var.Son olarak söyleyeyim hayvanlarında sesi var ve benim kitapta en çok sevdiğim şeylerden biri de onların konuşmaları dinlemekti. :)