13 Mart 2012 Salı

Okudum:)






KÜLLER
Dünyanın sonu yarın gelecek olsaydı?
Bir elektromanyetik darbe dalgası çakar gökyüzünde; tüm elektronik aygıtlar parçalanır, bilgisayarla çalışan tüm aletler yok olur ve milyarlarca insan o an, oracıkta ölür.

Hayatta kalan bir avuç insandan biri olan Alex, ölmüş anne babasına ve geçmişte kalan yaşamına veda eder. Çıktığı zorlu yolculukta, Afganistan’dan yeni dönmüş genç bir asker olan Tom ve büyükbabasını elektromanyetik darbede kaybetmiş olan sekiz yaşındaki Ellie ile karşılaşır.

Bu küçük grup ve hayatta kalan diğerleri için şimdi tüm mesele, yiyecek ve barınak bulmak, kime güveneceklerini iyi bilmek, darbe sayesinde kazandıkları güçleri iyi kullanmak ve bir de kimin insan, kimin artık “değişmiş” ve bir zombiye dönüşmüş olduğunun ayırdına varmaktır.

Her an bizim dünyamızın da başına gelebilecek bir felaketten sonrasını anlatan Küller, okurların elinden düşmeyecek, zaman zaman da kanını donduracak bir serinin ilk kitabıdır.

YORUMUM:Müthişti,tam anlamıyla müthiş.Kitabı henüz bitirdim ve taze taze yorumumu yazmak istedim.Başlarda biraz sıkıldım ama sonlar o kadar müthişti ki anlatamam.Kesinlikle okuyun kaçırmayın bu kitabı.Özelliklede felaket senaryolarından hoşlananlar için müthiş bir kurgusu var.Belki konusu size basit gelmiştir ama öyle olmadığına garanti veririm.Son zamanlarda okuduğum en heyecanlı kitaptı.Okuyun...kesinlikle..!

4 Mart 2012 Pazar

Kitaplar...

 Academy Award Winner, "The Fantastic Flying Books of Mr. Morris Lessmore." 
2011



İzlerken çok duygulandım..Kitapları hayatımıza kattıklarını çok güzel anlatan bir animasyon oluş mutlaka izleyin.Ayrıca kendi dalındada Oscarı kazanmış bir video.Kesinlikle haketmiş..

3 Mart 2012 Cumartesi

Okuyorum!



Arka Kapak
Bütün Dünya Bir Türk Romanını Konuşuyor 
Genç Türk Romancı Serdar Özkan'ın ilk romanı Kayıp Gül bugüne kadar 29 dile çevrildi, 40'tan fazla ülkede basıldı. Kanada'dan Japonya'ya, Brezilya'dan Endonezya'ya, dünyanın dört bir yanında okurların büyük ilgi ve beğenisini kazanan Kayıp Gül, birçok ülkede haftalarca bestseller listelerinde yer aldı. 
Tüm zamanların en çok okunan ve sevilen kitaplarından St. Exupéry'nin Küçük Prens'i, Richard Bach'ın Martı'sı, Hesse'nin Siddarta'sı ve Paulo Coelho'nun Simyacı'sına denk tutulan Kayıp Gül, özgün bir “kendini keşfetme” romanı. 
Değişik kültür ve felsefeleri günümüzün modern yaşantısıyla iç içe sunan Kayıp Gül, Doğu'yla Batı arasında bir köprü eser niteliğinde. Sanki bu yönüyle, hem tarihsel hem de coğrafi anlamda Doğu ile Batı arasında bir köprü olan kültürümüzün çağdaş edebiyata akseden bir yansıması. 
Kayıp Gül'ün kahramanı Diana'nın peşine takılan okur, başta Türk kültürüne olmak üzere, Yunan mitolojisinden Yunus Emre'ye; William Blake'ten Sokrates'e; doğu mistisizminden Küçük Prens'e; Meryem Ana'dan Nasrettin Hoca'ya; modern yaşantıdan metafiziğe; gerçek dünyadan düşlerin dünyasına ve San Francisco'dan İstanbul'a uzanan bir yolculuğa çıkıyor. 
Kayıp Gül, evrensel mesajları ve kültürleri buluşturan, Doğuyla-Batıyı birleştiren yönüyle, özellikle kültür çatışmalarının giderek arttığı dünyamızda ümit veren bir eser. Kanada televizyonunda, Kayıp Gül'ün hayatında okuduğu en güzel öykülerden biri olduğunu belirten kitap eleştirmeni Christine Michaud, Kayıp Gül'ün bu yönüne özellikle dikkat çekiyor. Kayıp Gül için “Bu kitabın bizi birleştirmeye gücü var,” diyen Michaud, kitaptaki öykünün her insana hitap ettiğini söylüyor. 
Serdar Özkan romanlarında, farklılıklarımızdan çok ortak yönlerimize vurgu yapıyor. Yazar, değişik kültürlerden gelen insanların farklılıklarını kabul etmekle birlikte, yine de insan olarak benzerliklerimizin daha önemli olduğunu savunuyor. Üniversite eğitimi için gittiği Amerika'da dört sene yaşayan Özkan, bu düşüncelerinin orada, tamamen farklı bir kültürde yaşarken şekillendiğini söylüyor. Zaten Kayıp Gül de ikiz kız kardeşini aramak üzere İstanbul'a gelen Amerikalı Diana'nın öyküsünü anlatıyor. 
Kayıp Gül aynı zamanda, başkalarının beğenisini ve takdirini kazanmak uğruna düşlerinden ve kendinden ödün veren genç bir kızın öyküsü. “Başkaları benim hakkımda ne düşünür?” kaygısıyla hayallerini ve “kendi olmayı” terk eden ve bu yüzden sonunda dibe vuran Diana'nın kendini geri kazanma savaşının öyküsü. Bu savaşında ona St.Exupéry'nin Küçük Prens'i, Küçük Prens'in gülü ve İstanbul'un gülleri eşlik ediyor. 

Henüz okuyorum kitabı tam bir yorum yapamam ama güzel ve akıcı bir kitap olduğunu baştan belli ediyor.Yalnız kitapta canımı sıkan bir nokta var neden baş karkterlerin nerdeyse hepsi yabancı? Bir de hikayenin tamamının Türkiyede geçmesini isterdim.Bu kadar ünlü olmuş bir türk yazarın kitabının yarısı amerikada geçiyor.Bu pek hoşuma gitmedi.Neyse bu konuları geçelim eleştiriden çok övgüyü hakeden bir kitap.Hem ben kimimki böyle bir kitabı eleştireyim değil mi..Kitap güzel kolay okunuyor oldukça akıcı.Madem bizim yazar bu kadar ünlenmiş okumalı destek olmalıyız değil mi? (ben her ne kadar geç kalmış olsamda..) şimdilerde kitabın 2. si raflarda onu da merak ediyorum ama önce kayııp gülü bitirmeliyim..hepinize bol kitap dolu haftyasonlarıı...:):)

18 Şubat 2012 Cumartesi

Okuyorum:)








KEDİLER GÜZEL UYANIR/YEKTA KOPAN
Arka Kapak


"Beklenmedik bir anda, bir kitapla yaşadığın şaşırtıcı buluşma. Kütüphanede, rafta, çalışma masasında öylece durmakta, seni beklediğini bilmeden; zaten sen de farkında değilsin yaşanacakların. Karşılaşıyorsunuz. O senden daha cesur, sınırları yok. Sonrası kendiliğinden geliyor. Mutlusunuz. Hepsi bu."

Öyküler. Kısa öyküler. Çok kısa öyküler. 

Yekta Kopan, edebiyatın en değerli parçası kısa öyküyü titizlikle işliyor. İnsanı derinden kavrayan yalın anlatımıyla hayatın tüm karmaşasını içinde taşıyan çekirdek zamanların resmini yapıyor. Cümleler, sözcükler hatta harfler, bu kitapta birer notaya dönüşüyor ve hayatın gizli ahengini sezdiriyor. Kediler Güzel Uyanır usta işi bir kitap.

Yazar:Yekta Kopan

Sayfa Sayısı: 128
Dili: Türkçe
Yayınevi: Can Yayınları

İtiraf ediyorum kitabı sadece adı yüzünden satın aldım..sayılır:) Bir sürü blogta bu kitaba yapılan övgüleri okudum kitabın adına da bayıldım ve dayanamayıp aldım.İşte kitabı almamın hikayesi tam olarak böyle.Şuan  yarısındayım.Okurken içimi huzur kaplıyor.Tıpkı bir kedinin uyanışını izlemek gibi.Sanırım yazarda böyle düşünmüş olmalı ki kitaba bu ismi vermiş.Neyse lafı fazla uzatmıyorum kendinize iyi bakın.keyifli okumalar:)

4 Şubat 2012 Cumartesi

Okudum:)



CEP/STEPHEN KİNG
Evet King'e doyamadım ve sahaflar festivalinden aldığım bu kitabı elime geçirdim ve bir çırpıda bitirdim.Zombilere zaten ayrı bir ilgim vardım kendilerini çok severim:) ama bu kitaptakiler pek zombi sayılmaz.Kitap resmen beni etkisi altına aldı elimden bırakamadım.Konusu,kurgusu ustaca işlenmiş ve kitabın güzel yanlarından biri de ne olacağını tahmin edemiyorsunuz.(en azından ben tahmin edemedim.)Kitabın konusunu okuyup heh kesin bunlar zombilerden kaçacak filan en sonunda da bir şekilde tüm zombileri öldürüp dünyayı kurtaracaklar diyorsunuz.Ama o kadar basit değil.Okuyun kendiniz görün diyorum:)
Bu arada geçmiş kandilinizde mübarek olsun:)
İyi okumalar:)

ARKA KAPAK:

Günlük yaşamın vazgeçilmezi olan cep telefonları hayatımızı kolaylaştıran bir araç mı, yoksa kıyametin habercisi mi? Ekim ayının sıradan bir günüydü. Borsa 10.140 seviyesinde, uçaklarsa normal seferlerine devam ediyorlardı. Boston'da Boylston Caddesi'nde sevinçten adeta uçarcasına yürüyen Clayton Riddell içinse hayat çok daha mutlu ve umut vericiydi. İyi bir çizgi roman anlaşması yapmış, geleceğin umut dolu kapıları artık önünde açılmaya başlamıştı. Ancak, her şey bir anda olup bitti. Tahribatın nedeni, herkesin cep telefonlarından yayılan ve sonradan frekans adıyla anılacak olan fenomendi. Clay ve bu faciadan canını kurtaran birkaç kişi, kendilerini medeniyetin zifir karanlık çağında, etraflarını saran kaos ve inanılmaz bir katliamın içinde bulurlar. Frekans yüzünden insanlar akıldan yoksun bir sürüye dönüşürler. Ve onlar için evrim başlar...

1 Şubat 2012 Çarşamba

Okudum:)

YAZMA SANATI



Öğretici olduğu kadar beni güldüren bir kitaptı.Kitabın bana çok şey kattığını kolaylıkla söyleyebilirim.Öncelikle bir yazar olmanın boş bir kağıdın başına geçip bir şeyler karalamak olmadığını öğretiyor size kitap.Çok ayrıntıya girmeden tüm önemli konuların üstünden geçiyor ve sizi kesinlikle sıkmıyor.
Kitaba başlamadan önce size bir uyarı kaleminizi yanınızdan sakın ayırmayın.Kitapta birçok püf noktası veriliyor size bunları kaçırmanızı istemem.Yazar olmak isteyenlerin işine yarabilecek türden püf noktaları bunlar.
İşte sizin için kitaptan birkaç alıntı:

Kitaplar eşsiz bir şekilde taşınabilir büyülerdir.
İyi yazmak çoğu zaman korkudan ve yapaylıktan kurtulmakla olur.
Okumak bir yazarın yaşamının yaratıcılık merkezidir.

23 Ocak 2012 Pazartesi

Okuyorum!





YAZMA SANATI/STEPHEN KİNG
Arka Kapak

Stephen King 1999 yılında kendi yaşamı ve roman yazma sanatı hakkında bir kitap yazmaya başladı. Yıl ortasında geçirdiği ölümcül kaza hem yaşamını hem de kitabını tehlikeye soktu. Nekahet süresinde yaşamak ve yazmak arasındaki bağ çok önemli bir dönüm noktası haline geldi.

Yazı yazma sanatı hakkında çok az kitap bu denli yararlı ve açıklayıcı olabilir. Yazma Sanatı, King'in roman yazma tutkusunun çocukluğunda nasıl başladığını anlatırken insanı adeta büyülüyor. King gençlik yıllarındaki kimi anılarını kolej günlerini ve ilk romanı Göz yayımlanıncaya dek çektiği sıkıntıları kâh komik kâh hüzünlü bir ifadeyle okuyucuya sunuyor.

Ve bu sayede, yazı yazma sanatının basit araçlarının neler olduğunu ve bunları nasıl kullanacağımızı anlıyoruz.

Yazar:Stephen King

Sayfa Sayısı: 304
Baskı Yılı: 2007
Dili: Türkçe
Yayınevi: Altın Kitaplar
 Kitabın ilk yarısında King kendi hayatını anlatıyor.Diğer yarısındaysa yazma sanatını.Ben daha ilk yarısındayım.Yer yer beni güldüren bir kitap şuan için başka bir yorum yapmıyorum kitabı bitirince güzel olup olmadığını size söylerim:)

19 Ocak 2012 Perşembe

Okudum:)

Sessizlik/Becca Fitzpatrick
 
 
 
Arka Kapak

Geride sadece sessizlik kaldığında gerçek duyulabilir mi?

Patch ve Nora arasındaki çığlık, yerini sessizliğe bırakmıştır. Patch'in karanlık geçmişindeki sırların üstesinden gelmiş… birbirinden tamamen farklı iki dünya arasında bir köprü kurmuş… ihanet, sadakat ve güven duyguları zorlu sınavlardan geçmiştir. Ve bütün bunlar, cennet ve dünya arasındaki sınırları aşan bir aşk uğruna göze alınmıştır. Birbirlerine duydukları sarsılmaz güven haricinde hiçbir şeye sahip olmayan Patch ve Nora, uğruna çaba harcadıkları her şeyi ve aşklarını paramparça edebilecek bir güce karşı umutsuz bir savaşa başlarlar...

"Becca Fitzpatrick'in kaleme aldığı aşk büyüleyici."
The Book Cellar

"Becca Fitzpatrick harika karakterler yaratmada eşsiz bir yeteneğe sahip. Nora ve Patch'in arasındaki çekim, insanın kalbini yerinden oynatıyor!"
Strph Su Reads

"Unutulmaz karakterler, harika diyaloglar, etkileyici bir espri anlayışı ve karanlık olduğu kadar merak uyandıran bir olay örgüsü. hush, hush serisi, okuyucuyu kendinden geçiriyor."
Reviewer X


Yazar:Becca Fitzpatrick
Çevirmen:Sevinç Tezcan Yanar

Sayfa Sayısı: 416
Dili: Türkçe
Yayınevi: Pegasus
 
Yorumum:Bu kitap serinin üçüncü kitabı zaten bu seriyi duymayan biri olduğunu sanmıyorum.Kitap serinin ilk iki kitabından daha güzel ve daha heyecanlı.Seriyi okudum okunulabilir kitaplar heyecanlı güzel ama ayılıp bayılmadım.Sadece okunabilir.Biraz eğlenmek isterseniz alıp okuyun yorumum bu kadar kısa ve öz.:)

6 Ocak 2012 Cuma

Okuyorum!



Sevgi Neredeyse Tanrı Oradadır
Yoksul düşmüş bir öğrenci olan Raskolnikov, toplumun yararına olacaksa kuralların, kanunların çiğnenebileceği düşüncesinden hareketle bir cinayet işlemekte; yaşaması için hiçbir neden görmediği bir tefeci kadını öldürmektedir. Bu cinayet çerçevesi içinde “Suç” ve “Ceza” kavramları derinlemesine tartışılmaya başlanır. Raskolnikov ve yaşamları en az Raskolnikov’unki kadar ikilemler, iç çatışmalar üzerine kurulmuş diğer karakterler aracılığıyla toplumsal, ahlâkîinî değerleri derinlemesine irdelenir…
Sadece adına bakarak aldığım bir kitaptır kendisi yarısındayım ve hoşuma gitti.Birazda klasik okuyayım dedim ve kütüphaneden çekip aldım:)

Dublörün Dilemması




















Arka kapağında Yazanlar: Murat Menteş, okumacı, tartışmacı, kavgacı, yani kışkırtıcı bir yazar arkadaşım. Onunla çekişirken çiçek açarsınız. Yazarlık macerasını ben de merakla izliyorum. Peşinen söyleyeyim, fiktif, tümden hayal ürünü metinler sevmem, fakat Murat Menteş’in birbiri peşi sıra kurduğu cümlelerin gücü, benim kendimce şikayetimi kuruntuya dönüştürdü. Ben, Murat’ın yaşındayken kelimelerle kasap gibi boğuşuyordum; Murat aksine, kelimeleri kırbaçlayıp cümleler içinde düzene sokuyor ve bunu pek mahirce başarıyor. Bu yüzden Dublörün Dilemması çok canlı, renkli, inceden felsefi çığlıklarla bezeli bir kitap ve hızla yaklaşan bir yazarı işaretliyor... Böyledir, edebiyat kavgayla başlar huzurla sona erer derler; gerçi ben görmedim, hayırlısı Murat için olsun!..
Nihat Genç
Çok acayip. Çok tuhaf. Müthiş!.. Böyle bir kitabın yazıldığına inanamıyorum. Okuyun, siz de inanamayacaksınız!
Hakan Albayrak
Dublörün Dilemması ilginç, heyecanlı, eğlenceli, derinlikli...
bir roman. Ama galiba en önemli özelliği, bize sözcüklerin gücünü hatırlatması. Hiperaktif bir zekanın ürünü, bu baş döndürücü macerayı okumak büyük keyif! Ben sevdim eller alsın.
Alper Canıgüz
Yorumum:
Öncelikle kitap çok güzel ve karakterler çok yaratıcı.Ama menteşin kitaplarından birini seç derseniz ben korkma ben varımı seçerim.Neden mi? Çünkü kbvnin karakterleri içime daha bir sinmişti.Özellikle Müntekim Gıcırbey..:)
Söylediklerimi kitabın kötü olduğu yönünden almayın yalnızca kbv daha güzeldi.Menteş okuyacaksanız önce kbv yi okuyun derim ben.Şimdi dublörün dilemmasına geri dönelim kitabın sizi güldüreceğinden adım gibi eminim.Kitap tıpkı kbv gibi farklı farklı karakterlerin ağzından yazılmış.Nedense ben menteşin kadın karkaterlerini bir türlü sevemiyorum.Ne şebnemi ne de dilarayı sevdim.İkiside baş karakterlere yakışmayan tipler.İtiraf etmeliyim ki şebnemi çok kıskanmıştım kvb deki.Nedeni müntekim karakterini çok sevmiş olmam:) Ama kadın karakterlerin sevilecek bir yanı olduğunu düşünmüyorum.Evet sözün özü menteşi okuyun gülün eğlenin farklı bir anlatım biçimi keşfedin okunmaya değer bir kitap ve yazar...